Yüksek Öğretim Kanununda Yapılan Son Değişiklikler Hakkında
Mayıs 13, 2020
Online eğitim, üniversite özerkliğine darbe
Haziran 3, 2020

Salgın Bahanesi İle Üniversite Özerkliğine Bir Darbe Daha Vurulamaz

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği’nin (ÜNİVDER) ilke olarak Yüksek Öğrenim Kanununun (YÖK) tümüne karşı olduğunu yıllar içinde haklı gerekçelerle kamuoyuyla paylaştık. Bugün de, geçmişte olduğu gibi YÖK’ün Türkiye’de üniversite özerkliği ve akademik özgürlüklere vurulmuş ağır bir darbe olduğunu savunuyor ve getirdiği ilave kısıtlamaları eleştirmek yerine kurumun tümünün varlığını sorgulamaya devam ediyoruz. Ancak, Covid-19 salgını nedeniyle karşı karşıya bulunduğumuz acil durumda, hızla ve beceriksizce uygulanmaya başlanan uzaktan eğitime dikkat çekmeyi ve ortaya çıkan olumsuzlukları dile getirmeyi zorunlu görmekteyiz. Aşağıdaki metin, üniversite eğitimi ile asla bağdaşmayan, dolayısıyla kesinlikle süreklilik kazanmaması gereken ve sadece acil durumlarda uygulanabilecek olan uzaktan öğretimin getirdiği sorunları kamuoyuyla paylaşmak üzere kaleme alınmıştır.

2019 Aralık sonunda Çin’in Wuhan bölgesinde ortaya çıkan, Mart ayından itibaren dünyaya hızla yayılan Covid-19 ile birlikte pek çok ülkede ilk, orta ve   yükseköğretimde yüz yüze eğitim aniden durmuştur. ABD’de birkaç üniversitenin ilk etapta sonbahara kadar eğitimi uzaktan yürütme yönündeki kararı kısa zamanda Avrupa üniversitelerine de yayılmıştır. Şimdilerde ise, ABD üniversitelerinde sonbahar döneminde de öğretimin çevrimiçi verileceği haberleri gelmektedir.

Türkiye’de Covid-19 vakasının ilk ortaya çıktığı 11 Mart 2020 sonrasında iki vakıf üniversitesinde uzaktan öğretime geçilirken, YÖK tarafından önce eğitime ara verildiği açıklanmış ve bu süreçte üniversitelerin uzaktan öğretim yapmaması istenmiş, ancak 23 Mart sonrasında gecikmeli olarak bütün üniversiteler için uzaktan öğretim yapılmasına karar verilmiştir. Üniversitelerin standartları, altyapıları ve özel koşulları dikkate alınmadan bu kadar temel bir sağlık problemi karşısında bile özerk olarak alınabilecek kararlar engellenmiş, merkezileşme “tavsiye kararı” görüntüsünde perçinlenmiştir.

Ülke genelinde yükseköğretimin uzaktan yürütülmeye başlanması ile birlikte, temel alt yapı, ağ bağlantı yapısı ve cihaz düzeyindeki yetersizlikler ortaya çıkmıştır. Üniversite yerleşkeleri kapatıldığından öğrencilerin önemli bir kısmı ailelerinin yanına dönmüş, ancak pek çoğu internete erişim sorunları, kişisel kullanabilecekleri bilgisayar olmaması veya evde çalışabilecek ortam bulamamaları nedeniyle uzaktan yürütülen derslere katılamamış ya da eksik katılmıştır. YÖK’ün bu konuda geliştirdiği çözüm ise “kayıt dondurma hakkı” tanımak olmuştur. Bu “eğer öğretim alamıyorsan bu dönem öğretim alma” anlamına gelmektedir. Oysa, bütçeleri yüz milyonları bulan üniversiteler çok rahatlıkla bütün öğrencilerine bilgisayar dağıtabilir, GSM operatörlerinin de öğrencilere sınırsız kotalı ve bedelsiz internet hizmeti sunması sağlanabilirdi. Bunun yerine sorun görmezden gelinmiş, ya da etrafından dolaşılarak yok sayılmaya çalışılmıştır.

Bütün bu süreç içerisinde öğretim elemanlarına üniversite yönetimleri, bazı öğrenciler ve aileleri tarafından mobbing uygulanmış, gece, hafta sonları ve bayram günleri de dahil olmak üzere sürekli olarak “performans sergilemeleri” beklenmiştir. Bazı vakıf üniversiteleri “krizi fırsata çevirme” gayreti içinde, akademik ve idari personellerinin ücretlerini Nisan ve Mayıs aylarında ödememiş, kısmi çalışma ödeneği için başvurmuş, ama derslerin devamı konusunda baskı yapmaktan geri durmamışlardır.

Halihazırda uygulandığı şekliyle, uzaktan öğretim süreci eğitim hakkı ve eğitimde eşitlik ilkesini hiçe sayarak yürütülmekte ve YÖK eliyle üniversiteler ve öğretim üyeleri “hizalanmaya” çalışılmaktadır. Diğer yandan, bazı “kanaat önderlerinin” medyada çıkan “verimlilik” gerekçesi ile, “uzaktan öğretimin salgın sonrasında da devam etmesinin gerektiği” ve “bundan sonra uzaktan öğretimi beceremeyen hoca ikinci sınıf hoca olacak” türden sözleri de, esas olarak üniversitelerin şirket, öğretim üyelerinin işçi, öğrencilerin de müşteri olarak görüldüğünün ve eğitimin piyasalaşması anlayışının bir göstergesidir.

Covid-19 Pandemisi bize YÖK’ün tamamen hazırlıksız olduğunu ve çözüm bulma konusunda yetersiz kaldığını göstermiştir. Öncelikle YÖK’ün Eğitim-Sen gibi sendika ve ÜNİVDER gibi mesleki örgütlerle bir komisyon oluşturup ortak çalışmalar yapması, yapılan önerileri ve hazırlanan raporları değerlendirmesi gerekmektedir.

ÜNİVDER olarak YÖK’e soruyoruz:

* Covid-19 süresince birçok üniversite uzaktan eğitim sistemine geçememiş, geçse bile çok başarılı yürütememiştir. YÖK bunun nedenlerini saptamış mıdır? Ne gibi önlemler almaktadır?

* Üniversitelerin altyapıları uzaktan öğretime ne kadar uygundur?

* Muhtelif üniversitelerde birçok yoksul öğrenci bireysel bilgisayarı ve interneti olmadığından uzaktan eğitim derslerini takip edememiştir. YÖK bu konuda ne yapmayı düşünmektedir?

* Öğrencilerin final sınav haklarının korunması ve olası hak kayıplarının önüne geçilmesi için gerekli önlemler alınmış mıdır?

* Lisansüstü düzeyde ve uygulama gereken derslerde mevcut öğretim ve sınav sistemlerinin yeterlikleri incelenmiş midir?

* Yüksek Öğretim Kurulu bundan böyle, olası doğal afet, pandemi gibi durumlar için ne gibi önlemler almaktadır?

ÜNİVDER olarak, bu soruları sormaya devam edeceğimizi ve salgını fırsata çevirerek, akademisyenlerin, üniversite çalışanlarının ve öğrencilerin baskılanması yönünde atılan adımların yakın takipçisi olacağımızı ve üniversiter özerkliği ayaklar altına alan tüm tutum ve davranışları kınadığımızı, pandemi sonrası için de, üniversite eğitimi ile asla bağdaşmayan bu eğitim tarzının süreklilik kazanmaması gerektiğine olan inancımızı kamuoyuna duyururuz!

ÜNİVDER YK