İçeriğe geç Altbilgiye atla

YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA AÇIKLAMAMIZ

“Üniversitelerin sorunlarına değil, siyasi denetime odaklanan bir kanun teklifi”

2 Temmuz 2026’da TBMM Başkanlığına sunulan “Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Türkiye yükseköğretiminin içinde bulunduğu derin krize çözüm üretmekten uzaktır ve üniversitelerin bugün karşı karşıya bulunduğu temel sorunları görmezden gelmektedir. Bunun en dikkat çekici göstergesi, kanun teklifinde akademik özgürlük, üniversite özerkliği, bilimsel bağımsızlık, ifade özgürlüğü, liyakat, iş güvencesi ve demokratik üniversite yönetimi gibi yükseköğretimin varlık koşullarını oluşturan temel ilkelere ilişkin tek bir düzenlemeye dahi yer verilmemiş olmasıdır. Bu eksiklik şaşırtıcı değildir; çünkü Türkiye’de yükseköğretimin uzun yıllardır yaşadığı krizin temelinde tam da bu alanlarda yaşanan aşınma bulunmaktadır. En vahimi, kanun teklifi öğretim elemanlarının atanması için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasından geçmeleri zorunluluğu getirerek, akademiye girişte bilimsel yeterlilik ve liyakat yerine siyasal iktidarın güvenlik aygıtlarının değerlendirmesine tabi tutulmalarını hedeflemektedir.

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği’nin (ÜNİVDER), kanun teklifi hakkındaki görüşleri aşağıda ayrıntıyla açıklanmaktadır.

Akademisyenlere güvenlik soruşturması şartı: Kanun teklifi bir yandan yükseköğretimde sorunlu alanları es geçerken diğer yandan var olan sorunlara daha da büyüklerini eklemektedir. Teklifin en vahim düzenlemesi, öğretim elemanlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulmasını zorunlu hale getirilmesine yönelik maddedir (Madde 26, 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununun 3. maddesinin 2. fıkrasına ek). Buna göre yükseköğretim kurumlarında görev yapacak öğretim elemanlarının atanabilmesi için güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanması yasal bir ön koşul haline getirilmek istenmektedir.

Bu düzenleme yalnızca idari bir prosedür değişikliği değildir. Akademiye girişte bilimsel yeterlilik ve liyakatin yerini siyasal iktidarın güvenlik aygıtlarının değerlendirmesine bırakan açık bir rejim değişikliğidir.

Üstelik bu düzenleme, bugüne kadar yaşananlardan bağımsız düşünülemez. Türkiye üniversiteleri uzun süredir liyakat ilkesinden sistematik biçimde uzaklaştırılmış; akademik kadroların belirlenmesinde bilimsel başarı yerine siyasal sadakat, adam kayırmacılık ve iktidara ideolojik yakınlık belirleyici hale gelmiştir. Rektör atamalarından öğretim üyesi alımlarına, akademik yükseltmelerden idari görevlendirmelere kadar pek çok süreçte üniversiteler bilimsel ölçütlerle değil, siyasal tercihler doğrultusunda yeniden şekillendirilmiştir.

Şimdi ise yıllardır fiilen işletilen bu siyasal kadrolaşma mekanizması ilk kez bu kadar açık biçimde kanuni güvenceye kavuşturulmak istenmektedir. Güvenlik soruşturmasının öğretim elemanlarının atanmasının zorunlu koşulu haline getirilmesi, akademiye girişin yalnızca akademik yeterlilikle değil, siyasal iktidarın uygun görmesiyle mümkün olacağı bir sistemi yasallaştıracaktır.

Bu nedenle söz konusu madde, yalnızca yeni bir atama usulü getirmemektedir. Üniversitelerin siyasal iktidarın ideolojik ve idari denetimi altında yeniden yapılandırılmasını hukuken kurumsallaştırmaktadır. Bunun anlamı açıktır: Üniversiteler artık eleştirel düşüncenin, bilimsel çoğulculuğun ve özgür araştırmanın kurumu olmaktan daha da uzaklaştırılmakta; siyasal iktidarın onayından geçen kadrolarla şekillendirilen kurumlara dönüştürülmeleri hedeflenmektedir.

Akademik özgürlüğün bulunmadığı, liyakatin yerini siyasal sadakatin aldığı ve akademiye girişin güvenlik soruşturmasına bağlandığı bir yükseköğretim düzeninde ne bilimsel özerklikten ne de özgür bilgi üretiminden söz edilebilir. Teklif edilen bu düzenleme, Türkiye’de uzun süredir fiilen yaşanan otoriter dönüşümün yükseköğretim alanındaki en açık ve en kapsamlı yasal ifadelerinden biridir.

“Üniversiteye atamalarda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şartı, öğretim elemanlarının bilimsel yeterlilik ve liyakat yerine siyasal iktidarın güvenlik aygıtlarının değerlendirmesine tabi tutulmalarını hedefliyor”

Öğretim elemanlarının özlük hakları: Kanunteklifinde zorunlu emeklilik yaşını aşmış sözleşmeli akademik personelin özlük haklarının kadrolu akademik personelle eşitlenmesine ilişkin (Madde 4, 2547 sayılı kanunun 30. maddesi) sınırlı düzenlemeler yer almakta, ancak bütün öğretim elemanları için iş güvencesi ve maddi koşulların iyileştirilmesi yönünde bir hükme yer verilmemektedir. Teklifte, vakıf üniversitelerinde çalışan akademik personelin özlük haklarını devlet üniversitelerinde çalışan meslektaşlarıyla tam anlamıyla eşitleme (örneğin emeklilik, yeşil pasaport, iş sözleşmeleri, sendikalaşma, vb açısından) yönünde bir öneri de bulunmamaktadır. Disiplin soruşturmalarına ilişkin değişiklik teklifinde (Madde 8, 2547 sayılı kanunun 53/A maddesi) savunma hakkı güçlendirilmiş görünmekle birlikte, öğretim elemanlarının disiplin cezalarına tabi olan, akademik özgürlük ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan mevcut hükümlere dokunulmamaktadır.

Vakıf üniversitelerinin durumu: Kanun teklifinde vakıf üniversiteleri yalnızca idari ve mali yaptırımlar (Madde 10, 2547 sayılı kanunun ek 11. maddesi), ücretsiz öğrenim görecek öğrencilerin sayısının artırılması (Madde 19, 2547 sayılı kanunun ek 177. maddesi) ve tıp fakültesi olan vakıf üniversitelerine verilen kendi hastanelerini açma süresinin uzatılması (Madde 15, 2547 sayılı kanunun geçici 82. maddesi) çerçevesinde ele alınmaktadır. Oysa son yıllarda vakıf üniversitelerinde en önemli tartışma konusu akademisyenlerin çalışma koşullarıdır. Düşük ücretler, güvencesiz istihdam, keyfi işten çıkarmalar, sendikal hakların fiilen kullanılamaması ve akademik personelin özlük haklarına ilişkin yapısal sorunlar uzun süredir kamuoyunun ve akademisyenleri temsil eden dernekler ve sendikaların gündemindedir. Buna rağmen teklif, vakıf üniversitelerinde çalışan on binlerce akademisyenin çalışma yaşamını iyileştirecek tek bir düzenleme dahi içermemektedir.

Benzer şekilde kanun teklifi, son yıllarda enflasyon karşısında vakıf üniversiteleri öğrencileri üzerindeki artan ücret yükünün sınırlandırılması konusunda da bir düzenleme içermemektedir. Dahası, ücretsiz öğrenim gören öğrenci sayısının artırılmasına ilişkin değişiklik önerisi, vakıf üniversitesi personelinin gelir vergilerinin üniversiteye iade edilmesinin kolaylaştırılması üzerinden tasarlanmış, böylelikle tam bursların yükü vakıf üniversitelerine değil çalışanlara yüklenmeye çalışılmıştır. Teklifte, tıp fakültesi olan vakıf üniversitelerine kendi mülkiyetlerinde hastane açmak için şart koşulan sürenin uzatılması öngörülmektedir. Böylece vakıf üniversitelerinin tıp fakültelerine yatırım yapmadan para kazanmaya devam etmeleri gözetilmiş, eğitim ve araştırma kalitesinin yükseltilmesine yönelik bir öneri getirilmemiştir.

Yükseköğrenim öğrencilerine af: Kanun teklifi, azami öğrenim süresini dolduran öğrencilerin lehine bir düzenleme (Madde 6, 2547 sayılı kanunun 44. maddesi) ve öğrenci affına ilişkin bir düzenleme (Madde 16, 2547 sayılı kanunun geçici 85. Maddesi) içermektedir. Ancak, son yıllarda artan sayıda öğrencinin ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken etkinlikleri yüzünden yükseköğrenim hakkını ihlal eden bir uygulama olan, “terör örgütleriyle iltisak/irtibat” gerekçesiyle üniversiteyle ilişiği kesilmiş olma durumu af kapsamı dışında bırakılmaktadır.

Akademik etik ihlalleri: İntihal ve akademik hırsızlık gibi edimlere ilişkin yaptırımların genişletilmesine ilişkin bir madde (Madde 7, 2547 sayılı kanunun 53. maddesi) içeren kanun teklifi, üniversitelerde bilimsel üretimin kalitesini yükseltmeye yönelik hiçbir öneri ise getirmemektedir. Akademik hırsızlığın engellenmesini cezai yaptırımlara indirgeyen bu yaklaşım, günümüzde önemli bir etik konu haline gelen ve hukuki bir düzenleme gerektiren eğitim ve bilimsel araştırmada üretken yapay zeka kullanımına ilişkin herhangi bir öneri içermemektedir.

“Kanun teklifi, öğretim elemanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi için hiçbir düzenleme içermiyor”

Sonuç olarak tekrar etmek gerekirse, “Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” Türkiye’de yükseköğretimin giderek derinleşen sorunları hakkında sessiz kalarak çözümsüzlüğü devam ettirmenin ötesinde, öğretim elemanlarının atanması için güvenlik soruşturmasından geçme şartı getirerek, üniversitelerin siyasal iktidarın ideolojik ve idari denetimi altında yeniden yapılandırılmasını hukuken kurumsallaştırmayı hedeflemektedir.

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği(ÜNİVDER), 1989 yılında ağırlıklı olarak İstanbul Üniversitesinde çalışan öğretim tarafından İstanbul’da kuruldu.

2026 Websel Dönüşüm